Yirminci yüzyılın ortasından itibaren eski müziği dönemin çalgılarıyla seslendirme eğilimi güçlendi. Bu yaklaşım bir nostalji değil, bir araştırma yöntemi olarak doğdu. Temel soru şuydu: eser yazıldığı dönemde nasıl duyuluyordu. Cevap için üç kaynak kullanıldı.
Birincisi çalgılardır; korunmuş örnekler incelendi ve kopyaları yapıldı. İkincisi dönem metinleridir; icra üzerine yazılmış kitaplar yeniden okundu. Üçüncüsü nota kaynaklarıdır; elyazmaları ve ilk baskılar karşılaştırıldı. Bu üç kaynak birlikte kullanıldığında birçok yerleşik alışkanlık sorgulandı.
Sürekli vibrato kullanımı, geniş tempo esnetmeleri ve ağır dinamikler tartışmaya açıldı. Hareket başlangıçta dışlandı; sonra yaygınlaştı ve kurumsallaştı. Bugün birçok konservatuvarda dönem icrası ayrı bir bölüm olarak yer alıyor. Etkisi kendi alanıyla sınırlı kalmadı.
Modern çalgı icracıları da vibrato ölçüsünü ve yay ağırlığını yeniden değerlendirdi. Hareket, eski müzikle sınırlı bir uzmanlık değil, genel bir üslup bilinci üretti. Kursiyer için bu bilinç, repertuvara göre tavır değiştirmeyi öğrenmek demektir.
Hareketin kapsamı zamanla genişledi. Başlangıçta barok repertuvarla sınırlıyken, sonraki yıllarda klasik ve erken romantik repertuvara da uygulanmaya başlandı.
Derslerimizde dönem üslubu, modern çalgıda uygulanabilir ayarlar üzerinden aktarılır.